Sosyalizm veya toplumculuk (ya eski adıyla iştirâkiyye), iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir toplum fikrine dayanan bir düşünce sistemidir. Bununla birlikte, sosyalizmin fiili anlamı uygulamada zaman içinde değişmiştir. Siyasi bir terim olması nedeniyle, sınıfsız bir toplumun oluşturulması amacıyla, devrim ya da toplumsal evrimle örgütlü bir emekçi sınıf kurulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Sosyalizm, kökenlerini sanayileşme dönemindeki aydınlanma düşüncesinde dile getirilen siyasal ve sosyal eşitlik isteğinden almıştır. Giderek artan bir şekilde modern demokrasilerde de sosyal reformlar üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. Sosyalizm ve sosyalist terimi, bir dizi ideolojiye, bir ekonomik sisteme, varolmuş yahut varolan bir devlete işaret edebilir..

Marksist teoride sosyalizm, kapitalizmin yerini alacak ve daha sonra sosyalist yapı kendiliğinden söneceğinden komünizme dönüşecek bir topluma işaret eder.Marksizm komünizmin teorik ve felsefi zemini, komünizm sosyalizmin ardılı olarak gelişecek toplumsal sistemdir.

Terimin ilk kullanılışı 19. yüzyılın başına kadar gider. İlk kez 1827’de İngilterede, Robert Owen’ın takipçilerini adlandırmak için kullanılmıştır. Fransa’da, yine özgönderimsel olarak, 1832 yılında l’Encyclopédie nouvelle’deki Saint-Simon, ardından Pierre Leroux ve J. Regnaud’un fikirlerinin takipçisi olanlar için kullanılmıştır. Kelimenin kullanımı hızlı bir biçimde yayıldı ve değişik zamanlarda ve yerlerde değişik şekillerde kullanıldı. Farklı kişiler ve gruplar kendilerini sosyalist ve sosyalist karşıtı olarak tanımladılar. Sosyalist gruplar arasında büyük farklılıklar olmakla birlikte, neredeyse hepsi, toplumun seçkin bir azınlığına hizmet etmektense halk çoğunluğuna hizmet eden bir iktisat bilimiyle birlikte, dayanışma prensiplerine göre işleyip, eşitlikçi toplumu savunarak, sanayi ve tarım işçileriyle birlikte mücadele eden, 19. ve 20. yüzyıla dayanan bir ortak tarihle bağlandıklarını kabul edeceklerdir(Köksüzlük).

 

Bir Ekonomik Sistem [değiştir]

Ana başlık: Sosyalist Ekonomi

Ekonominin küçük bir aristokrat, zenginler sınıfı ya da kapitalist bir sınıf yerine geniş kitlelerin yararına işletilmesi gerektiği savunan yönetim biçimidir. Sosyalizm düşüncesi ilk yükseldiğinde, 19. yy.da, pek çok siyasi düşünce açıkça seçkin sınıfların desteklenmesini savunuyordu. Bugün, açıktan açığa böyle bir destek ifadesi siyasî intiharla eşanlamlıdır. Bu nedenle ideolojiler artık, bir zamanlar yalnızca sosyalizm tarafından savunulan büyük kitlelerin iyiliğini istediklerini iddia ederler. Ancak bu ideolojiler zengin sınıfların mülkiyet hakkını hala savunurken, sosyalizm çalışan sınıfların haklarını doğrudan ilgilendiren meselelerin savunuculuğunda başı çeker gibi görünmektedir.

Çoğu sosyalist, sosyalizmin ekonominin demokratik kontrolünü gerektirdiğini söylemekle birlikte, bu demokrasiye has kurumlar üzerinde ve kontrolün nerelerde merkezileşip nerelerde yaygınlaşacağı konusunda fikir ayrılığındadırlar. Benzer şekilde, sosyalist ekonominin bir pazar anlayışı gütmesinin gerekliliği ve eğer güdülecekse, bu pazar anlayışının yalnızca tüketim mallarında mı, yoksa bazı durumlarda üretim araçlarının kendisinde de mi geçerli olup olmayacağı boyutunda da farklılaşırlar. Çünkü üretim araçları mevzubahis olduğunda, mesele ekonominin mülkiyeti ve kontrolü meselesidir.

Sosyalist olmayan birçok kişi, devlet himayesindeki merkezi ekonomik kontrolü ifade etmek için sosyalist ekonomi kelimesini kullanır.

Sosyalistler arasında sosyalist ekonomide özel mülkiyete ait büyük şirketlerin olamayacağı konusunda genel bir fikir birliği vardır; büyük şirketlere doğrudan kendi işçilerinin sahip olması konusunda sosyalistler daha az anlaşırlar. Kendini sosyalist addeden az sayıda kişi arasında, sosyalist olduğunu iddia eden Çin Komünist Partisi’nin bu tutumu yansıttığını söyleyenler vardı. Öyle ki bu sırada Çin Ekonomik Reformu sürüyordu ve bu reform özel mülkiyete ait büyük şirketlerin pazar ekonomisindeki rekabetini destekleyen bir yapıdaydı. Çin’in kapitalist ekonominin özüne kendini böyle adapte ettiği halde, iktidardaki partinin hala (anlamlı bir şekilde) sosyalist olduğunu iddia etmesi, Çin’in içinde ve dışında birçok tartışmalara yol açtı.

Eski Sovyetler Birliği’nin ve Doğu Bloku’nun ekonomileri hem sosyalistler, hem de sosyalist olmayanlar tarafından sosyalist olarak nitelenir. Üretim araçları neredeyse tamamen devlete aittir ve ekonomi ülke çapındaki Komünist Partisi tarafından merkezi olarak idare edilir. Bununla birlikte, birçok sosyalist de buna karşı çıkar; çünkü bu ülkelerdeki insanların devlet yönetimi üzerinde kontrolü olmadığı için ekonomi üzerinde de kontrolü olmadığını iddia ederler. Bu sosyalistler, ekonominin oligarşi olarak anılan, daha sonra devlet kapitalisti, Stalinist ya da bazı Troçkistlerin dediği gibi “yozlaşmış işçi devleti” de denilen zümre tarafından kontrol edildiğini iddia ederler. Troçkistler Stalinist ekonominin, sosyalist ekonominin şartlarından birini yerine getirerek, ekonomiyi devlet kontrolü altına aldığını söylerler, ama onlara göre devletin işçiler tarafından demokratik olarak kontrol edilmesi gerekliliği yerine getirilmemiştir. Birçok sosyalist, bu iddianın genel hatlarına katılır ama ekonominin devlet tarafından idare edilmesi gerektiği yönündeki düşüncenin gözden geçirilmesi gerektiğini söylerler. Dahası, birçok sosyalist Sovyetler Birliği ve ona destek veren devletlerin, sınıfları ortadan kaldırmayı düşünürken, ekonomiyi kendi çıkarlarına göre yönlendiren, en azından yönlendirmeye çalışan yeni bir yönetici sınıf ya da nomenklatura ortaya çıkardıklarını iddia ederler.

Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği ve ona destek veren devletler kendi ekonomilerinin “fiilen varolan sosyalizm” (varolan sosyalizm/gerçekten varolan sosyalizm) olduğunu öne sürdürler (herhalde varolan diğer sosyalizm teorilerine karşın, kendi sosyalizmlerini savunmak için). Bu dönemde başkaca sık kullanılan bir diğer terim de reel sosyalist/gerçek sosyalist terimiydi. Bu terimler, bu ülkeleri yöneten partilerin dışında olanlar tarafından kullanıldıklarında genellikle tırnak içinde ve hafif bir ironiyle kullanıldılar.

Bir Geçiş Olarak Sosyalizm [değiştir]

Marksistler ve diğer sosyalistler genellikle sosyalizm kelimesini yukarıda açıklanan anlamlarda kullanmakla birlikte, bu kelimenin Marksist kullanılışında başka bir özellik daha vardır. Karl Marx, tarihsel materyalizm açıklamasında sosyalizmi toplumun kapitalizmden sonraki, komünizmden önceki aşaması olarak değerlendirir. Marx böyle bir toplumun nasıl özellikler taşıyacağı konusunda net değildir fakat inancında ve komünizme doğru dönüşürken, devrimci sosyalizmin kapitalizm üzerinde kazanacağı zaferde ısrarlıdır.

Marks, analizlerinde 5 tane toplum biçimi saptamıştır. Bunlardan ilki komünnal toplum, sonuncusu ise komünist toplumdur. Komünist toplum Marks'a göre ikiye ayrılır: sosyalist toplum ve komünizm. İşte sosyalist toplum, Marks'a göre komünizmin birinci evresi yani alt evresidir. Komünizm ise komünist toplumun üst ve son evresidir.

Marks, sosyalizmi var olan devlet formlarına artık ihtiyaç duyulmadığı, sınıfsız komünist topluma geçiş aşaması olarak düşünür. Engels’e göre, sosyalizmin temsili demokrasisi ortadan kalkar ve yerine komünizmin doğrudan demokrasisi gelirken; ekonomik yaşam özgürlük ve eşitlik temeli üzerinde yeniden düzenlenecek, devlet herhangi bir devrime ihtiyaç duymaksızın kendi kendine sönümlenecektir. Bu sınıfsız, devletsiz toplumu nihai hedef olarak belirlerken, Marksist düşünce ve anarşizm benzeşmektedir. Bununla birlikte, anarşistler devleti bir gecede yok etmek isterlerken, komünistler bunun giderek sönümlenen yavaş ve aşamalı bir süreçte gerçekleşmesini beklerler.

Bu sosyalizm tanımlaması özellikle Çin Halk Cumhuriyeti’nin resmi ideolojisinin anlaşılması açısından önemlidir. Çin Komünist Partisi sınıf çatışmasının Çin’i zaten sosyal gelişimin sosyalist evresine ittiğini iddia etmektedir. Bu yüzden ve Den Xiaoping’in olgulardan gerçeği olgulardan hareketle aramak teorisi nedeniyle, “çalışan” herhangi bir ekonomik sistem kendiliğinden sosyalist bir politika olarak nitelenmektedir; bu nedenle “Çin Tipi Sosyalizm”in ne olduğuna dair herhangi bir çerçeve çizilememektedir.

Sosyalizm ve Karma Ekonomi [değiştir]

Yukarıda da belirtildiği üzere, kendini sosyalist olarak tanımlayan bazıları, özellikle de sosyal demokrat olarak adlandırılanlar ve içinde revizyonist Avro-komunistlerin de bulunduğu bir grup, sosyalist ülkelerde yürürlükten olan yeni-kapitalizme destek vermek yerine, doğrudan kapitalist ekonomileri desteklerler. Bu durum da, kimin sosyalist olmadığı sorusunu akla getirir.

Karma ekonominin en yaygın tanımı, doğal kaynaklar ve kamu hizmetleri üzerindeki kamu mülkiyetinin sınırlandırılmasıdır. Bunun temel mantığı, doğal kaynakların ortak mülkiyet olduğu ve kamu hizmetlerinden bazılarının (ya da hepsinin) doğal tekeller oluşturduğudur. (Örn: Elektrik ve su kaçınılmaz olarak tekeldir)

Kimileri karma ekonomideki sosyalist yaklaşımı genişleterek, kapitalistlerin toplum üzerinde denetim kurmasına yol açabilecek hayati önemi olan herhangi bir sanayi alanından ya da güç dengesizliği yaratabilecek büyük zenginliklerden uzak tutulması gerektiğini düşünürler. Ulusal savunma ya da egemenlik konusunda da benzer düşünceler vardır. Birçok kapitalist ülke en azından geçmişte çelik, otomobil, uçak sanayisi gibi kilit önem taşıyan sanayileri ulusallaştırmıştır. Örneğin Harry S. Truman Kore Savaşı sırasında çelik fabrikalarını ulusallaştırmıştır. Bu fabrikalar ABD Yargıtayı’nın emriyle özel mülkiyete aktarılmıştır.

Tüm sosyalist düşünürler serbest Pazar ekonomisinin bir süre sonra mutlaka belirli bir azınlığın yararına ama çoğunluğun zararına işler hale geldiği konusunda hemfikirdirler. Özellikle komünistler kapitalizmle herhangi bir uzlaşmanın gerçekleşebileceğini reddederler. Onlara göre zenginliğin özel birikimine izin veren herhangi bir ekonomik sistem özünde adaletsizdir ve kapitalistlere (kendi sermayesi olan ve kontrol edenler) eşitsiz gelişim ortamı sağlamaktadır. Kendilerini sosyalist olarak tanımlayanların az bir kısmı, üretim araçlarının planlı bir şekilde özel mülkiyete devredilebileceğini söylerken, diğer sosyalistler bu konuda fikir ayrılığındadırlar. Bazıları zenginliğin daha eşit dağıtılabilmesi için kapitalist piyasa koşullarının işleyişini kullanabileceklerini iddia ederken, diğerleri de bu dağıtımın eşitliğini garanti altına almak için tüm mülkiyetin kamulaştırılması gerektiğini söylerler. Birçok sosyalist özellikle temel ihtiyaç malzemesi olmayan mallarda, arz-talep dengesini ayarlamanın piyasa koşulları mekanizmaları olmadan çok zor olduğunu bilmektedir. Bazıları ılımlı bir piyasa sosyalizmi modeli ortaya koymuşlardır; buna göre bir market vardır, ama üretim araçlarının mülkiyetine sahip bir sınıf yoktur.

Sosyalizmin Eleştirisi; Karşıtlar ve Taraflar [değiştir]

Sosyalizmin temel hedefi kapitalizmin ortadan kaldırılması olduğundan, sosyalizm karşıtlarının büyük çoğunluğu kapitalizmin, özellikle de saf kapitalizmin ya da bırakınız yapsınlar liberalizminin destekçisidir. Bu grubun içinde liberaller, muhafazakarlar ve Milton Friedman, Ayn Rand, Ludwig von Mises, Friedrich Hayek gibi kuramcılar vardır. Bundan başka kilise kurumu, milliyetçiler, neo-naziler, faşistler de sosyalizme karşı çıkanların başında gelmektedir.

Andrew Heywood gibi bazı tarihçilere göre sosyalizm başarısızlığa uğramış bir ideolojidir. Kimi ekonomistler de Marksizmin ve sosyalizmin savunduğu, iktidara getirmeyi düşündüğü proletarya sınıfının günümüzde artık varolmadığını ve sınıf uzlaşması noktasına gelindiğini belirtirler.

Sosyalizmi savunan 20 yüzyıl düşünürleri arasında Lenin, Leon Troçki, Christopher Caudwell, Rosa Luxemburg, Mao Zedung, Ted Grant, Allan Woods sayılabilir.

Sosyalizmi savunan bu düşünürler de, sınıf uzlaşması teorisinin kapitalizmin ilk günlerinden beri varolan bir kandırmaca olduğu fikrindedirler. Bu düşünürlerden bazıları artık kapitalizmden emperyalizm aşamasına geçildiği için, ileri ülkelerdeki proletarya sınıfının, işçi aristokrasisine dönüşerek devrimci olmaktan çıktığını, ancak üçüncü dünya ülkelerindeki işçi sınıfının durumunun hala değişmediğini belirtirler.

Sosyalizme din karşıtı olduğu içinde karşı olanlar vardır. Bunların başında kilise kurumları gelmektedir. Ayrıca bazı Müslüman din adamları tarafından da tasvip edilmeyen sosyalizm, dini-milliyetçi kesimler tarafından da eleştirilir. Bu kesimler sosyalizmin, amaç "dini yıkmak" olduğunda kapitalizm ile beraber çalıştığını iddia ederler. Ayrıca sosyalizmin Yahudilerin diğer dinleri yıkmak için kurduğu bir sistem olduğuna inananlarda vardır.

 

                                                                                                                                                Alıntıdır...

.

Erivan (Ermenice: Երևան, /ˌjɛrəˈvɑːn/; Osmanlı döneminde ﺭﺍﻭﻦ, Revan), Ermenistan'ın en büyük şehri ve 1918'den beri on ikinci başkentidir.

Erivan M.Ö. 782 yılında, ülkenin batısında, Ağrı Dağı ovasının en doğusunda ve Hrazdan Nehri'nin geçitlerin üstünde kuruldu. Savaş, ganimet, yangın ve deprem dolu 2.500 sene süren zengin bir tarihe sahiptir. I. Dünya Savaşı'ndan sonra kısa ömürlü Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti'nin başkenti oldu ve Ermeni tehcirini yaşayan birçok insan Erivan'a taşındı. 20. yüzyılında Ermenistan 15 Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Cumhuriyetlerinden biri olduğu zaman boyunca Erivan hızla büyüdü. Birinci Cumhuriyeti altında birkaç bin kişilik nüfusa sahip olan bir köy olan kent, yaklaşık 50 yıl sonra Ermenistan'ın kültürel, sanatsal, sanayî ve siyasî merkezi oldu.

Ermenistan ekonomisinin gelişmesiyle, Erivan hızla değişmektedir. 2000li yılların başlangıcından beri şehrin dört köşesinde birçok yeni alan inşa edilmektedir. Yeni altyapılarıyla (binalar, mahalleler, sokaklar, restoranlar ve diğer mağazalar), Erivan kendi cephesini batılaşarak 70 yıl süren Sovyet idaresinin izini siliyor.

Tahminlere göre 2003'teki Erivan nüfusu 1.091.235 idi. Erivan'ın banliyösü dahil olduğu zaman şehrin toplam nüfusu yaklaşık 1.245.700 kişi (şu anki resmî tahmin) idi, yani Ermenistan nüfusunun %42'si.

 

Etimoloji ve simgeler 


Ağrı Dağı, şehrin doğal simgesi.

Erivan adının kökeni, Erivan merkezinin yanındaki Erebuni adlı Urartu kalesinde bulunmaktadır, ancak bu kalenin geri kalan parçaları sadece harabedir. O zamanlarda Urartuların en önemli şehirlerinden biriydi. Bugün kalenin harabeleri Erivan'ın on iki tane ilçesinden biri olan Erebuni'de bulunmaktadır..

Revan, bugün Ermenistan'ın başkenti Erivan'a Osmanlılar zamanında verilen isim. Aynı zamanda Revan Hanlığı adı verilen bir Hanlığı da bölgede kurulmuştur. Farsça kökenli olan Revan ismi, giden, yürüyen anlamlarına gelir.

Erivan şehrinin ana simgesi, Türkiye sınırlarında bulunan fakat açık havada şehrin dört köşesinden de görünebilen Ağrı Dağı'dır.

Şehrin armasında, Ermenistan Arması gibi, kafasının üstünde bir tacı olan bir aslan bulunmaktadır. Kilikya'nın ilk kralı I. Leo tarafından kurulan Ermeni Kilikya Krallığı'nı betimliyor. Dünyanın hem doğusu hem de batısında kullanılan bu heraldik sembol, güç ve görkemi simgeleştiriyor. Leo'nun aslanı, Ruben Hanedanı'nın her kralı gibi taç giyerek, ön-sağ patisinde bir kral asası ve göğüsünde üstünde bir Ağrı Dağı deseni olan bir arma tutarak gösterilmektedir.

27 Eylül 2004'ten beri Erivan, Erebuni-Yerevan adlı kendi marşına sahiptir. Bu marş, Paruir Sevak tarafından yazıldı ve Edgar Hovhannissian tarafından bestelendi. Bu marş, şehri en iyi betimleyen marş ve bayrağı bulmak amacıyla kurulan bir yarışmada seçildi. Beyaz olan bir bayrağın ortasında aslan ile Erivan arması, ve bunun etrafında Ermenistan'ın tarihî oniki başkenti simgeleştiren oniki tane üçgen gösteren bir bayrak, Erivan şehrini en iyi betimleyen bayrağı olarak seçildi.

 

Tarih

Antik dönem 


Erebuni Kalesi'nin harabeleri.

Erivan'ın "doğum sertifikası".

Erivan, dünyanın en eski şehirlerinden biri olup, M.Ö. 782 yılında I. Argişti'nin buyruğuna göre bir taşın üstünde çivi yazısı ile kazılan kendi "doğum sertifikası"na sahiptir. Bu yazılar, Kuzey Kafkasya'dan gelen hücumları önlemek için bir askerî kale yapıldığını ve bu kale "Erebuni" ("Erivan" ismin kökeni) diye adlandırıldığını anlatıyor (ancak daha erken işgaller olduğunu ima eden belirtiler bulunmaktadır). Urartuların gücü en yüksek noktasında olduğu dönemde bir sulama kanalı ve bir su deposu kuruldu. Bir yüzyıl sonra, Erebuni'nin terk edilmesini tazmin etmek için kral II. Rusa otuz kilometre kuzeye Teişebaini kalesini yaptırdı. Sonra şehir kuzey vilayetin başkenti oldu. Mamâfih M.Ö. 590 yılında şehir Medler ve İskitler tarafından ganimet edildi ve yakılıp kül edildi.

Urartu dönemin sonunda devleti idare eden Ervanduni ya da Orontid Hanedanı şehrin yeniden kalkınmasının çoğuna katkıda bulundu. M.Ö. 6. yüzyıldan M.Ö. 4. yüzyıla kadar Ahameniş İmparatorluğu'nun Ermeni vilayetinin en önemli merkezinden biri idi.

M.Ö. 4. yüzyıl ve M.S. 3. yüzyıl arasındaki dönem hakkında bilgi, kanıt veya tarihî izah bulunmamasına rağmen bu dönem Erivan'ın karanlık devri olarak biliniyor.

IV. Murat, bir sefer düzenleyerek 1635'te Revan'ı fethetmiş ve bu fethin hatırası olarak Topkapı Sarayında Revan Köşkü'nü inşa ettirmişti. Revan daha sonra Kasr-ı Şirin Antlaşmasıyla 1639'da İran'a bırakıldı.

 

Coğrafya 


Bir uydudan Erivan görüntüsü.

Rakım ve konum 

  • Rakım : ortalama 990 m - en alçak nokta 865 m - en yüksek nokta 1.390 m
  • Konum : Hrazdan Nehri'nin kıyısında, Ağrı Dağı ovasının kuzeydoğusunda.

Erivan ülkenin merkezbatısında, Ağrı Dağı ovasının en kuzeydoğusunda bulunmaktadır. Yedi tepenin üstünde kurulu olan kent, Roma ve İstanbul gibi şehirlerle ortak bir özelliğe sahiptir. Şehrin bazı semtleri ovalarda, bazıları da uçurumlara yakın veya yaklaşık 1.300 m rakıma sahip olan dağlarda bile bulunan tepelerin üstünde bulunmaktadır.

Ağrı Dağı ovasının sınırında olan şehrin güney ve güneybatı bölgeleri 900 m deniz seviyesi üstünde. Oradaki iklim çok sıcak ve yazda birazcık rüzgarlı oluyor, bu yüzden şehrin en popüler kısımlarından biridir. Ayrıca şehrin her iki havalimanı, birçok terk edilen fabrika ve banliyöda birçok elektrik santral (örneğin bu kısımların batısında 30 kmlik mesafede bulunan Metzamor Nükleer Santrali) bu bölgelerde bulunmaktadır.

950-1.000 metre deniz seviyesi üstünde bulunmalarına rağmen şehir merkezi ve kuzeybatıdaki çeyrekler de şehrin alçak kısımlarında bulunmaktadır. Bu bölgeler Tsitsernakaberd'in ve Hrazdan Nehri'nin kanyonun üstünde kuruldu. Birçok restoran ve kulüp de buralarda kuruldu ve yaz akşamları hem turistler hem de Erivanlılar buralarda kendilerini gevşetmeleri severler. Kentron (merkez) ilçesi nehrin sağ kıyısında ve soldaki kıyıda Acapnyak ilçesi bulunmaktadır. Kumlu toprağı ve kuru iklimine rağmen bu bölgelerdeki hava tozludur. Şehrin batısındaki çıkışta nehir, Erivan Gölü'ne akıyor; bu gölün kıyıların üstünde Amerika Birleşik Devletleri'nin elçiliği kuruldu.


Ermenistan'ın ortasında Erivan'ın aglomerasyonun bulunduğu yer.

Yaklaşık 1300 metre yükseklikte, yeşillikle dolu ve yazın serin olan şehrin kuzeyi ve doğusu, özellikle Avan, Nork-Maraş, Arabkir ve Kanaker-Zeytun ilçeleri şehrin en popüler yerleridir. Ağrı Dağı ve ovasına bakan panorama hemen her yerden görünebilir. Ek olarak şehrin doğusunda küçük bir tepenin üstünde şehrin kurulduğu yer Erebuni Kalesi'nin harabeleri bulunmaktadır.

Erivan, Ermenistan'daki diğer şehirlere karşın, bir marz'ın (bölge) bir kısmı değil, kendisi etrafı diğer marzlarla çevrili olan belirli bir toplumdur.[15][16] Kuzeyinde Kotayk, güneyinde Ararat, güneybatısında Armavir ve kuzeybatısında Aragatsotn marzları bulunmaktadır.

 

İklim 

Şehrin dağlarla sarılan bir düzlükteki konumuna, denizden uzlaklığına ve bunun etkilerine rağmen Erivan bir karasal iklime sahiptir. Bu iklim bazen ilçeye göre değişiyor; yüksek rakımlarda, dağ ikliminden etkilenebilir (yazda daha soğuk geceler ve daha çok fırtına, kış ise daha çok kırağı ve kar yağışı var). Şehrin ortalama güneş ışığı oranı senede 2.700 saattir.

Erivan'da nereye gidersen kışlar ağır kar yağışı ve donla çok sert geçer ve yazlar genellikle çok sıcak (ısıntı 35°C'a ulaşabilir, ve Ağrı Dağı ovasında 40°C'a bile ulaşabilir). Ağır yaz fırtınaları sebebiyle Erivan'da az yağmur yağıyor (senede 318mm).

 

Doğal tehlikeler 

Ermenistan'ın tümü bir deprem bölgesinin üstünde bulunmaktadır. Aslında Arap ve Avrasya levhaların yöneldiği bölgesinde bulunmaktadır.

Ülke, ve özellikle Erivan geçmişte birçok deprem yaşadı. Bunların en önemlisi ve günümüze en çok yakın olan 1988 Spitak Depremi'dir; bu depremin merkezi Erivan'dan kuzeye 100 kilometre mesafede bulunan Spitak şehrinde idi, ve deprem en az 25.000 kişinin ölümüne sebep oldu.Richter ölçeği'nde magnitüdü 6,9 olan bu depremin sarsıntıları başkente kadar hissedilebilirdi; başkentte yüzlerce bina bu sarsıntıları hissetti, ama depremin yıkıcı etkilerini atlatarak hâlâ daha ayaktadır. 17. yüzyılda benzer bir deprem bölgeye sarsarak şehrin büyük bir parçasını yıktı.

Günümüzde bazı Ermeni sismologlar bütün şehri yıkan ve yüzbinlerce kişinin ölümüne sebep olan bir deprem yer alacığını korkuyla inanmaktadır. Bu sismologlar, Erivan'daki binaların çoğu ya 1988'deki depremden dolayı hasarları var, ya da gerçek tehlikelere dayanamayan Sovyet tipi binalar olduğu için korkmaktadır; şehirdeki yapıların %40'ı gerekli deprem şartlarını yerine getirmemektedir.

 

Siyaset 

 

Başkent 

1918'de Birinci Cumhuriyet'in kuruluşundan beri Erivan, Ermenistan'ın başkentidir.

Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin bir cumhuriyeti olduğu zaman boyunca Erivan hâlâ daha cumhuriyetin başkentiydi ve cumhuriyetin her siyasî kurumu orada idi. 1991'de, Üçüncü Cumhuriyeti'nin (yani bugünkü Ermenistan) doğumunda, Erivan ülkenin siyasî merkezi olarak kaldı ve her millî kurum (parlamento, bakanlıklar, v.d.) oraya alındı.

 

Belediye 

5 Temmuz 1995'te uygulanan Ermenistan Anayasası, Erivan'a marz (bölge) statüsünü verdi.Buna rağmen Erivan ilinin idarî özellikleri ülkedeki diğer illere benzer, ancak Erivan'a ait bazı özellikler de var.


Erivan'da polis arabaları.

Erivan'ın idarî otoritesi şunları içermektedir :

  • Bir belediye başkanı. Erivan'ın belediye başkanı, Ermenistan Başbakanı'nın ve on bir tane bakanlığı (finans, ulaşım, imar, v.d.) idare eden dört tane belediye başkanı yardımcısının tavsiyesi ile Ermenistan Cumhurbaşkanı tarafından seçiliyor (ve Cumhurbaşkanın istediği zaman kaldırılabilir).
  • Mahalle toplumları idare eden kişileri belediye başkanının idaresi altına bir araya getiren Erivan Konseyi.
  • Kendi başkanına ve seçilen konseylerine sahip olan oniki tane mahalle toplumu (veya ilçe).Erivan'da bir tane ana belediye binası ve on iki tane ilçe başkanı yardımcısı bulunmaktadır.

Ermenistan Anayasası'na yapılan en son değişiklik, şehri bir "toplum" yaptı. Bu değişikliğe göre Erivan, doğrudan veya dolaylı olarak seçilen bir belediye başkanı ve şehire özel bir yasa tarafından idare edilmesi gerekmektedir. Bu yasa şu anda Ermenistan Parlamentosu'nda hazırlanmaktadır. Yasanın ilk taslağı Aralık 2007'de hazırlandı, ve ikinci taslağı 2008 ilkbaharında hazırlandı. Bu yasaya göre Erivan belediye başkanı dolaylı olarak seçilecekmiş.

Erivan'ın eski belediye başkanlarından biri olan Hambartsum Galstyan, hem ikinci cumhuriyetinde Erivan'ın en son belediye başkanı hem de üçüncü cumhuriyetinin ilk belediye başkanı idi. Üçüncü cumhuriyetinin kuruluşundan beri sekiz tane belediye başkanı onun yerine geçti. Şu anki belediye başkanı Yervand Zaharyan.

1998'ten beri Erivan şehri, Uluslararası Frankofon Belediye Başkanları Derneği'nin (Fransızca: Association des maires francophones, AIMF) bir üyesidir.Buna rağmen Robert Nazarian (o zamanki belediye başkanı) 24-25 Ekim tarihleri arasında Kazablanka'da yer alan AIMF toplantısına katıldı.

Millî polisi ve sokak polisine ek olarak, Erivan kendi belediye polisine sahip olmaktadır. Her üç kurum, şehirde hukuku korumak için birbiriyle çalışıyorlar.

 

İlçeler 

Erivan on iki tane ilçeye (Համայնք) bölünmektedir, ve her biri bir tane ilçe başkanı tarafından idare edilmektedir.

Her ilçe yine de mahallelerle (Թաղամաս) bölünmektedir. Herhangi bir ilçe en çok yedi tane mahalle içerebilir.

 

Demografi 

Küçük bir köy olarak kurulan Erivan, bu güne kadar hem Ermenistan'ın başkenti hem de bir milyon kişiden daha büyük bir nüfusa sahip olan bir şehir olarak büyümüştür.

Sovyetler Birliği'nin dağılması'na kadar şehrin nüfusun çoğu Ermeni idi ama Azeri, İranlı, Kürt ve Rus azınlıkları da vardı. 1988 ve 1994 arasındaki Karabağ Savaşı sonrasında Azeri azınlığı ortalıktan kaçtı ve 1990lı yıllarında süren ekonomik krizi sebebiyle Rus azınlığın çoğu Ermenistan'dan taşındı. Bugün ise, neredeyse her Erivanlı Ermenidir.

Ülkenin diğer bölgelerinde ve diğer eski Sovyet ülkeleri gibi, ekonomik krizi sebebiyle birçok insan yurtdışına (çoğunlukla Avrupa ve Kuzey Amerika'ya) taşındılar. Erivan nüfusu 1989'da 1.250.000 kişiden  2001'de 1.103.488 kişiye ve 2003'te 1.091.235 kişiye düştü. Erivan belediyesine göre 2006'da banliyö dahil toplam nüfus 1.245.700 idi.

Kafkasya'daki üç başkent arasında Erivan en az nüfusa sahiptir.

  • Nüfus artma oranı : %0,29 (2006)
  • Nüfusa göre doğum oranı : %1,12 (2006)
  • Nüfusa göre ölüm oranı : %0,84 (2006)
  • Bebek ölüm oranı : %1,19 (2006)

Ekonomi 


Kentin enerji kaynağı Metzamor Nükleer Santrali

 

Endüstri 

2001'de Erivan'ın millî endüstriyel üretim oranına katkısı %50'ye yükseldi.

Bir kum ocağının işletmesi dışında, Erivan'ın endüstrisinin temelleri imalat, işlem ve bakımdır.1990lı yılları boyunca ekonomik krizi ülkenin endüstrisini mahvettiyse bile hâlâ daha birkaç tane işletmede olan fabrikalar var. Özellikle petrokimya sektörü, ve daha az bir oranda alüminyum eritme endüstrisi sağlamdır.

Erivan'da bulunan diğer endüstriler otomobil parçaları, türbinler, elektrik makineler, gaz kompresörleri ve makine aletlerinin üretimi ile ilgilidir.

Hrazdan Nehri'nin her iki kıyısındaki konumuna rağmen Erivan hidroelektrik enerji üretmektedir. Belediye topraklarında iki tane hidroelektrik santral bulunmaktadır. Bunun dışında, şehrin güneyinde bulunan bir ısı enerjisi santrali şehire biraz daha elektrik veriyor.


Erivan, değişim yaşayan bir şehir.

 

İnşaat 

2000li yıllarının başlangıcından beri inşaat sektörü sağlam ve düzenli bir çoğalma görmektedir. Şehrin panoraması göke batan birçok vinç içermektedir. Ermenistan'ın batılaşması ile, fazla Sovyetik olarak düşünülen Stalinist binalar, özellikle Sovyetler Birliği döneminin son yirmi yılında inşaat edilen binalar, veya yeniden inşaat edebilmesi için çok fazla yaşlı olan binalar yıkılmaktadır. Buna ek olarak, arazi fiyatlarının çoğalmasına rağmen, yerine çokkatlı binaların inşaat edilmesi için şehir merkezindeki fazla küçük olan binalar da yıkılmaktadır.

 

Kamu yapılar

1990lu yılları boyunca bakımı ihmal edilen sokaklar, köprüler, kamu parklar ve sokak mobilyaları en son yıllarda onarılıyor ve yeni kamu yapılar bile yapılıyor. Ekonominin çoğalması ve daha çok yatırım olmasına rağmen yaklaşık onbeş yıl boyunca ihmal edilen bu sektörün onarılması için binlerce işçi isteniyor.

 

Hizmet sektörü

 

Turizm


Erivan'da bir bit pazarı.

2006'da 382.000 ve 2007'de 510.300 ziyaretçi ile Ermenistan'ın en büyük vurgusu olan sektörlerinden biri turizm, ve Ermenistan'da en çok ziyaretçi olan yer Erivan'dır. Turizmin gelişmesiyle birlikte kentte birçok otel ve restoran açıldı, havalimanı büyütüldü, eğlence parkları kuruldu ve seyahat ve turizm acentaları açıldı. Taksi ve mağaza sayısının çoğalması, dolaylı olarak turizmin gelişmesinin sonucudur.

 

Ticaret 

Her gün Ermenistan'ın ekonomik sistemi batıya daha çok yaklaştıkça şehrin her dört köşesinde yeni caddeler ve alışveriş merkezleri kuruluyor. Adidas, Bang & Olufsen, Hertz, Levi's, Lacoste, LG, Naf Naf, Philips ve Puma[45] gibi her büyük marka ve şirket Erivan'da bulunan bir şubeye sahiptir.

 

Hizmetler

2001'de Erivan'ın millî hizmet sektörüne katkısı %76,3'e yükseldi.

Erivan ülkenin ana medyalarını sunmaktadır : basın (Armenian liberty, Azg, v.d.), radyo (Ermenistan Kamu Radyosu, Radio 2, Radio VEM, Radio Van, City FM, Radio Aurora, RFI, v.d.) ve televizyon şirketleri (Armenia 1, Armenia TV, Yerevan TV, v.d.).

İyi bir eğitim seviyesi ve düşük iş fiyatları sebebiyle büyük yabancı yatırımcılar Erivan'a para yatırıyor. Özellikle bilişim bilimi sektörü çok geliştirilmekte ve Haziran 2005'te Lycos Avrupa'nın Erivan'da merkezleştirilmesinden sonra Microsoft Ermenistan'da bir bürö açmaya karar verdi.Buna ek olarak özel alanı internet veya cep telefonu dallarında olan şirketlerin merkez bürölarını Erivan'da kuruldu.

Hayat standartları yükselleştikçe ihtiyaçlar halledilebilir; 1990lu yıllarının son senelerinde Erivan'da birçok banka şubesi, avukat firması ve mali öğüt bürosu açıldı. İnşaat ve ticaret sektörlerinin durumu iyi ve birçok noter firması da açıldı.

 

Sağlık güvenliği 

Ermenistan'ın sağlık güvenliği sisteminin üçte ikisi Erivan'da merkezleştirilmiş. Şehir beş tane genel hastane, dokuz tane devlet kliniği ve birçok hem devlet hem de özel olan belirli bir tıp dalına ait tıbbi merkezler içermektedir.

 

Yoksulluğa karşı mücadele 

Son yıllarda Ermenistan'ın yoksulluk oranı zaman geçtikçe düşüyor ve bunun düşmesi en çok Erivan'da oluyor. Yoksulluk oranı 1998/1999'da nüfusun %58,4'ten 2005'te %23,9'a, ve aşırı yoksulluk ise aynı yıllar arasında %24,8'den %3,6'ya düştü fakat Erivan, ülkenin en büyük gelir eşitsizliklerine sahiptir.Şehrin en az fakir olan ilçe Kentron ilçesi, ve en çok fakir olan ilçeleri ise Acapnyak, Nubaraşen ve Şengavit ilçeleridir; her üç ilçenin yoksulluk oranları, millî yoksulluk oranı ortalamasından daha düşüktür.

Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu yardımı ile bu değişim millî düzeninin bir parçasıdır ve ekonominin çoğalması ve işsizlik oranının düşmesi sebebiyle bu değişim oluyor. Ülkenin diğer şehirlerine göre Erivan'da en çok ekonomik ilerlemeler oluyor çünkü ekonomik faaliyetler çoğunlukla başkentte merkezleştirilmektedir.

 

Şehir merkezi


Cumhuriyet Meydanı'nın arkasında bulunan Kuzey Sokağı'nda yapılan inşaatlar.

Şehir merkezinde üniversiteler, Fen Akademisi, müzeler, bakanlıklar, kamu kütüphaneler, resim galerileri, gece kulüpleri ve konser salonları gibi birçok mekân bulunmaktadır. Daha varoş ilçeler genellikle Brejnev tipi binalarla doludur.

Kentron (Türkçe'de merkez) alanı çoğunlukla Cumhuriyet Meydanı ve Erivan Opera Binası'nı kapsamaktadır. Özellikle kenarları Sovyet tipi anıtsal yapılarla dolu büyük meydanlara giden, ağaçlarla gölgelenen uzun caddelerden oluşur. Bu yapıların özgünlüğü, Orta Çağ mimarisinden esinlenen desenlerle süslenen cepheleri örten süngertaşlarından kaynaklanmaktadır. Şehrin diğer özelliklerinden biri, şehirde birleşen yeşil alanların ortalarında bulunan çeşmelerin çok olmasıdır.

 

Abideler 



Erivan'ın abidelerinin çoğu 20. yüzyılındaki Sovyet döneminde yapıldı. I. Dünya Savaşı'na kadar Erivan sadece nüfusu 30.000 kişi olan küçük bir kent idi ve 1960lı yıllarına kadar büyük bir metropol olmadı.

 

Sovyet dönemi abideleri 

1920li yılları boyunca Aleksandr Tamanian adlı mimar devlet başkentinin tasarımını çizmek için sorumlu oldu. Şehrin binaların mimarisinin çoğu Tamanian tarafından çizildi.

Simgesel olarak şehrin en önemli abidesi, adı "Tsitsernakaberd" olan "Ermeni Soykırımı" anıtıdır. Bu abidenin inşaatı 1966'da başlayıp 1968'de bitti.

Şehir merkezinde Cumhuriyet Meydanı başkentin merkezî mekânı ve şenlikler sunmak ve karşılaşma yapmak için şehrin ana yeridir. Seçilen başkanlar orada yaşamaktadır ve Ermenistan Millî Galerisi orada bulunmaktadır. Ülkenin ana sanat galerisi Ayvazovski ve Boudin gibi birçok Avrupalı ve Ermeni ressamların eserlerini sergilemektedir.

Bundan uzak bir mesafede bulunmayan Erivan Opera Binası, Ermeni başkentinin ana eğlence salonudur. Bir kısmı Aram Haçaturyan konser salonu ve öbür kısmı millî opera tiyatrosu ve Aleksandr Spendiarian balesini kapsamaktadır. İnşaatından birkaç sene sonra 1937'de Paris Uluslararası Fuarı'nda sergilendi ve Büyük Altın Madalyası'nı kazandı.Cumhuriyet Meydanı ile Opera Binası şehrin en önemli şenlik mekânıdır. 2008'den beri her iki mekân 800 metre uzunluğa sahip olan Kuzey Sokağı'nda bulunmaktadır.

1970li yılları boyunca basit bir dekoratif eser olacağını imgelenen Çağlayan abidesine, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yeni bir hayat verildi. Abidenin özelleştirilmesi, abidenin restorasyonu ve bir sanat müzesinin inşaat edilmesi gibi birçok projenin oluşturulmasına yol verdi. Ayrıca abidenin bir kısmı aynı zamanda açıkhava konser tiyatrosu da olabilir, ve böyle ilk kullanılması Armenian Navy Band konseri ile Haziran 2006'da idi.

Şehrin diğer abideleri arasında Sovyet etkisi merkez istasyonu (özellikle girişin önündeki David Sassuntsi heykeli), şehir merkezinden 20 km mesafede bulunan eski havaalanı, Matenadaran kütüphanesi ve şehrin bir sürü heykeli gibi mekânlarda görünebilir. Birçok eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler.

ODTÜ Matematik Bölümü'nün önünde kitaplarını eline almış, uzun boylu, soluk yüzlü bir kız heykeli vardır. ODTÜ'de anlatılana göre; bu kız gerçekten yaşamış. Normal şartlarda bitirmenin büyük başarı sayıldığı Matematik Bölümü'nü 3 senede kafayı sıyırmadan birincilikle bitirmiş. Ancak mezuniyet törenine gelirken trafik kazası geçirip ölmüş. Bunun üzerine Matematik Bölümü, kızın heykelini "örnek öğrenci" niyetine diktirmiş.

ODTÜ kampüsünün altı dev tüneller ağıyla çevriliymiş. Neden ve nasıl yapıldığı bilinmeyen bu tüneller, ODTÜ'ye ait olan Eymir Gölü'ne kadar uzanıyormuş (ki bu yaklaşık 20 kilometre oluyor). Öğrenciler tünelleri, 70-80'li yıllarda polis ve jandarmadan saklanmak için kullanıyormuş. Son yıllarda ise ODTÜ'nün çimleriyle yetinmeyen çiftler, bu tünellerde bir takım ihtiyaçlarını (!) karşılıyormuş.

ODTÜ yurtlarında yeni gelen öğrencilere şaka yapmak adettenmiş. En sık yapılan şaka ise şöyleymiş: Yurdun eskileri, yeni gelen öğrenciye uyku hapı içiriyormuş. Deliksiz uyuyan kurban, sabah kendisini pijamalarıyla rektörlüğün önünde buluyormuş.

MAKATTAKİ AĞRI
TEBEŞİR KITLIĞI
BİZİM BİR HOCA VARDI... (KISA KISA)
BANU UYUYO MU ACABA?
İSTANBUL’UN DİBİ KIVRIM KIVRIM

Beton kayık
ODTÜ'de Orada okuyan bir arkadaşım beni kampüste dolaştırırken İnşaat Mühendisliği binasının önünde duran betondan bir kayık göstermişti. Arkadaşımın anlattığına göre kayığı yıllar önce İnşaat Bölümü öğrencileri yapmış ve yüzdüğünü iddia etmişler. Tabi beton kayık suya atılıp denenmediği için bu iddia çürütülememiş.

Tüneller Ankara Fen Lisesi'ne uzanıyor
Ben Ankara Fen lisesi mezunu bir ODTÜ öğrencisiyim. Efsanede bahsi geçen tüneller, zamanında Amerika tarafından yapılan ısıtma sisteminin bir parçası. ODTÜ ormanlarının ilerisinde yer alan ve yine Amerikalılar tarafından yapılmış olan Ankara Fen Lisesi de eskiden bu tünneller yoluyla ısınırmış. Yani tünellerin ucu bu liseye kadar gidiyor. Ancak şu anda her iki okul da kalorifer sistemine geçmiş durumda. Tüneller de kesinlikle girilmez hale gelmiş, içleri fare dolu.

ABD'ye doğrultulmuş füze
Benim duyduğuma göre ise okulun planını ilk önce Rus mimarlar çizmiş. İlk plan ABD'ye doğrultulmuş bir füze biçimindeymiş. Daha sonra ODTÜ planına yeni eklemeler yapılacakken; eklemelerin planını, bu sefer ABD'li mimarlar yapmış. Bu plan, halihazında ODTÜ'nün Rusya'ya doğrultulmuş bir tabanca şeklinde olan planıdır.

Arkadaşlar ben ODTÜ'nün eski bir mezunuyum. Mimarlık anfisinin önündeki 3 demir çubuktan oluşan soyut anıt gerçekten de 10 Kasımlarda ATA yazar. Fakat bunu daha iyi anlayabilmek için yerden biraz yüksekte olmanız gereklidir. Deniz Gezmiş okulda saklandığı ve tüneller yoluyla kaçtığı doğrudur. O yıllarda okulda çalışan, yurtlardaki danışma görevlisi abilerimiz anlatmıştı.

Halk mahkemesi
ODTÜ'deki en popüler şakalar çömezin dolabına esrar süsü verilmiş toz veya sol içerikli yasaklı yayınların konulması ve neticesinde sivil polisin odayı basması, ağa şakaları (anlayamadığım bu şaka % 90 tutardı) ve homoseksüel şakalarıdır. Ama gerçekten efsane gibi anlatılan (gerçekten yaşanmış) halk mahkemesi şakasıdır. Yeni gelen bir çömezi sağcı fikirlerinden dolayı yurdun 3. katında kurulan halk mahkemesinde yargılayıp ölüme mahkum ediyorlar. Zavallı çömez inanıyor ve can havliyle kendini 3. kattan aşağı atıyor. Buradan sonra hikaye iki farklı şekilde gelişir: Kimilerine göre çocuğun ayakları kırılır ve şakayı yapanlar DGM'lik olur. Kimilerine göre çocuğa bir şey olmaz ve çok yakındaki Jandarma karakoluna gider. Ama neticesinde şakayı yapanlar bu versiyonda da DGM'lik olmuştur.

Moskova'ya doğrultulan tabanca
ODTÜ'nün planı Amerikalı mimarlar tarafindan çizilmiş. Adamların yaptığı plan, şekil olarak 14'lü tabancaya benziyor. Silahın namlusu kuzeye yönelmiş. Anlatılanlara göre; Amerikalı'lar kendi kültürlerini ve ideolojilerini yaymak için kurdurttukları ODTÜ'yü, temsili olarak bir silah gibi Moskova'ya çevirmişler. Bu tabancanın tetik kısmı ise ODTÜ stadyumudur. Ama öğrenciler stadyumun merdivenlerine büyük harflerle Devrim yazmışlar. Bir de kapalı spor salonunun tavanı 6 tane gemi şeklindedir. Amerikalı mimarların bu şekli verirken Soğuk Savaş sırasında batan 6 Amerikan kruvazörünü temsil ettikleri söylenir.

Devrim yazısı silinmiyor
ODTÜ stadyumunun tribün merdivenlerinde boydan boya "Devrim" yazıyor. Okulda anlatılana göre; bu yazı, 80 öncesi kimya mühendisliğinde okuyan çocukların hazırladığı "özel" bir boyayla yazılmış. Yönetim tarafından defalarca üzeri boyanan, silinen, kazınan bu yazı bir türlü silinmiyor. Özellikle yağmur yağınca neredeyse yeni yazılmış kadar net okunuyor. Denilene göre; bu boyanın formülünü sadece bu boyayı hazırlayan öğrenciler biliyormuş.

Ateşle yakılan yazı
ODTÜ stadyumundaki Devrim yazısının nasıl yazıldığı konusunda bir sürü efsane var. Bir anlatıma göre; bu yazıyı yakanlar, yazıyı yazdıktan sonra boyayı ateşe vermişler. Boya sabaha kadar cayır cayır yanmış. Ve Devrim yazısı adeta taşlara nakşedilmiş. Bir de yazı çok düzgündür. Bunu da şöyle becermişler: stadyumun tam karşısındaki spor salonunun damına çıkan öğrenciler, dürbün ve inşaat bölümünde kullanılan ölçüm aletlerinin yardımıyla, yazıyı yazanlara rehberlik etmiş. Böylece o kadar büyük bir yazı stadyum merdivenlerine düzgün bir biçimde yazılabilmiş.

Pankart atölyesi
Bi de ODTÜ yurtları içinde Birinci Yurt'un yeri bir başkadır. En eski erkek yurdu olan bu bina da bir dönem Deniz Gezmiş'in kaldığı, hatta jandarma baskını sırasında, Birinci Yurt'un altındaki dehlizlerden kaçtığı söylenir. Güya 80 öncesi, öğrenciler, bu yurtta seri pankart üretim atölyesi kurmuşlar. Bir ekip tepegöze standart sloganlardan oluşan astatlar koyup duvara yansıtıyor, büyük kalıplar çıkarıyomuş. Bir diğer ekip, bunları yine duvarlara asılmış bezlerin üstüne yapıştırıyormuş. En son ekip de hızla boyuyormuş. Mesela bir telefon geliyormuş, "Falan pankartlardan 50 tane yollayın" deniyormuş. Birinci Yurt atölyesi cart bi saatte teslim ediyormuş pankartları.

Ata yazan anıt
Mimarlık anfisinin hizasında değişik açılarla, yataya yakın yerleştirilmiş üç büyük demir bloktan oluşan soyut bir anıt var. Güya bu üç blok öyle açılarla yerleştirilmiş ki; her 10 Kasım günü saat 9'u 10 geçe blokların gölgesi yere "ATA" yazıyormuş. 10 Kasım günleri çok kişi beklemiştir o anıtın altında, ben de dahil. Ama kimsenin bu yazıyı gördüğünü duymadım.

Plaketi tek eliyle sökmüş
Bunu bizim yurdun kantincisi anlatmıştı. Vakti zamanında 3. yurdun yataklarını, Sabancı bağış olarak vermiş. Yurt yönetimi de teşekkür babından yurdun dış duvarına kocaman bir şükran plaketi asmış. Deniz Gezmiş bi gün yurttaki odasına giderken bu plaketi görmüş. Çok sinirlenmiş tabii; tek eliyle tuttuğu gibi plaketi söküvermiş yerinden. Bu olayı gören binlerce öğrenci, yurt pencerelerine çıkıp çılgınlar gibi alkış tutmuş.

ODTÜ'den sonra Boğaziçi
ODTÜ hakikatten de Rusya'ya doğrultulmuş bir tabanca şeklindedir. Duyduğuma göre; Amerikalılar vakti zamanında Ortadoğudaki Amerikan Müttefiki ülkelerden birine şahane bir üniversite inşa etmek istemişler. Elemelerde Türkiye ve İsrail finale kalmış. Sonuçta Türkiye'de karar kılınmış. Amerikalılar, Türkiye'den 28 kilometrekarelik bir toprak istemişler. Türkiye de Ankara'da bugünkü ODTÜ arazisini vermiş. Amerikalılar da buraya gerçekten de örnek gösterilebilecek bir üniversite dikerler. Üstelik ilk yıllarda üniversiteye acaip derecede para akıtırlar. Fakat daha sonra burda komünistlerin türemesi ve bunlarında okula gelen Amerikan büyükelçisinin arabasını yakmaları üzerine, buraya yapılan yardımı iyice kısarlar. Sonra Boğaziçi'ni kurdurturlar..

Amerikalı bir yer bilimci, dinozorların yeryüzünden silinmesiyle ilgili yeni bir teori ileri sürdü.

ABD gazetelerinde yer alan habere göre, Princeton Üniversitesi’nden Gerta Keller, Ulusal Bilim Vakfı’ndan meslektaşlarıyla Hindistan ve Meksika’da yaptığı saha çalışmalarında kitlesel bir yok olmanın ve değişik zamanlarda meteor çarpmasının kanıtlarını bulduklarını belirterek, teorisini bu çalışmalara dayandırdığını kaydetti.

Meksika’nın Yucatan bölgesini etkileyen meteor çarpmasının, dinozorların ortadan yok olmasından yaklaşık 300 bin yıl önce meydana geldiğini belirten Keler, dinozorların kitlesel biçimde yok olmalarının Hindistan’daki Dekkan volkanik patlamalarına denk geldiğini, dolayısıyla dinozorların ölümüne bunun yol açtığını ileri sürdü.

Keller ve meslektaşları, bulgularını Aralık 2009’da ABD’nin San Francisco kentinde düzenlenecek Amerikan Jeofizik Vakfı toplantısında sunacaklarını ve ayrıca çalışmalarının History Channel’da yakında yayımlanacak "Dinozorları Aslında Ne Öldürdü" programında tanıtılacağını belirttiler.
.

 İLGİNÇ BİLGİLER

Bir karınca kendi ağırlığının 50 katı ağırlığı kaldırabilir
Arılar yarım kilo bal yapabilmek için arılar iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorunda.
Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.
Bir mayıs sineğinin ömrü sadece birkaç saattir.
Kangurular geri geri yürüyemezler.
Penguenler, enerji tasarrufu yapmak için sarkaç hareketiyle yürür.
Dünyada insan başına düşen karınca sayısı 1 milyondur.
Filler, zıplamayan tek memelidir.
Bir inek, hayatı boyunca yaklaşık 200 bin bardak süt üretir.
Erkek penguenler kuluçkaya yattığı 4 ay boyunca hiçbir şey yemez.
Dünyada yaşayan aşağı yukarı 1 milyon böcek türü var, her yıl aşağı yukarı 8 bin yeni tür keşfediliyor.
Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için   insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gerekir.
10 gramlık bir sümüklü böcek, 1 kilogramlık yükü çekebilir.
Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir.
Son 4 bin yılda herhangi bir yeni hayvan evcilleştirilmedi.
Dişi morina balığı yılda yaklaşık 4 milyon adet yumurtlar.
Göç eden kuşlar (V) biçiminde sıralanarak uçar ve bu sayede harcadıkları enerjiden yüzde 23 tasarruf sağlar.
Yılda 100 milyon köpekbalığı, sadece yüzgeçleri için öldürülüyor.
Bir yıl içinde bir milyon balıkçıl kuş ve 100 bin deniz memelisi ve deniz kaplumbağası, plastiklere dolanıp havasızlıktan ölmekte.
Hastalanmayan tek hayvan köpek balıklarıdır.
Bir çift sineğin sadece nisan-mayıs aylarında bıraktıkları yumurtaların tamamından sinek çıksaydı, dünyayı 14 metre kalınlığında bir sinek tabakası kaplardı.
İngiltere’deki bazı kuşlar evlerin kapısına bırakılan süt şişelerinin kapağını delerek beslenmeyi öğrenmiştir.
Bir yıl içinde denizlerden avlanan balıkların ağırlığının üç katı kadar atık denizlere atılmaktadır.
Bir litre motor yağı 530 bin litre içme suyunu kirletebiliyor.
Yaban kazları 8 bin metre yüksekte uçabilir
Her yıl tankerlerle taşınan petrolün binde biri denizlere sızıyor. Bu miktar 2 milyon 200 bin ton.
Yunanistan'da sakin Türk kahvesi istemeyin. Türk kahvesinin adi bu ülkede Yunan kahvesidir.
Nepal'de ayak üzerinden atlamayın. Kötülüğü simgeler.
Sili'de lokantada ellerinizi karninizin üzerine koyun. Yoksa servis yapmazlar.
Japonya'da üç kişinin resmini çekmeyin. Sansınızı kapatır.
Moğolistan'da yslyk çalmayın. Kötü ruhları davet etmiş? olursunuz.
Hindistan'da sokakta tuvaletini yapanlara tepki göstermeyin. Yasaldır.
Kolombiya'da gece sakın kırmızı ışıkta durmayın. Soyulursunuz.
Çin'de yere tükürmek serbesttir. Balgamın üzerine basmak yasaktır.
ABD'de trafik polisi sizi durdurursa elleriniz direksiyon üzerinde put gibi bekleyin. Hareket ederseniz vurulabilirsiniz.
Endonezya'da küçük çocukların basını okşamayın, yoksa zekaları gelişmez.
Tibet'te çay bardağını iki elinizle avuçlamazsanız saygısızlık etmiş olursunuz.
Japonya'da çatal, kasık yerine kullanılan Çubuklara tabağa çapraz koymak hakarettir.
Bahama Adalarında çiçekli etek giymek koca arıyorum anlamına gelir.
Bikini adalarında bikini giymek yasaktır.
Çin'de sakin kadeh kaldırırken ''Çin Çin'' demeyin. Erkeklik organı anlamına gelir.
ABD'de erkek erkeğe öpüşmeyin. Adiniz çıkar.
Rusya'da erkek erkeğe dudaktan öpmek sevgi ve saygıyı gösterir.

.

« Önceki ::